 |
İhlas, "insanın yaptığı işleri, hiçbir menfaat gözetmeksizin, başka hiçbir beklenti içerisine girmeksizin sadece Allah emrettiği için yapması"dır. İhlas sahibi bir insan yaptığı her işte, attığı her adımda, söylediği her sözde, ibadetinde ya da günlük hayatında gönülden Allah'a yönelir ve katıksız olarak O'nun rızasını hedefler. İşte bu da ona güçlü bir iman verir ve onu 'takva' sahibi bir insan haline getirir.
İşte bu kitapta, yapılan işleri Allah Katında anlamlı ve değerli kılan bu iki önemli mümin özelliğine, ihlas ve samimiyete değinilmektedir. Bu kitabın amaçlarından biri; hayatları boyunca katıksızca Allah'ın rızası için yaşamayan insanları, yaptıkları amellerin boşa gitmesi ihtimaline karşı uyarmak ve hesap günü gelmeden evvel ihlasa davet etmektir. Bunların yanı sıra tüm iman edenlere ihlası zedeleyecek düşüncelerin, sözlerin ve amellerin sonsuz ahiret hayatları açısından ne kadar önemli olduğunu bir kere daha hatırlatmak ve ihlaslarını koruma yollarını Kuran ayetleri ışığında göstermektir. |
 |
 |
Çünkü bir insanın sadece diliyle "ben iman ettim, Müslüman oldum" demesi, onun Allah katındaki ebedi kurtuluşu için yeterli olmayabilir. Allah’a karşı vermiş olduğu bu sözün gerekliliklerini tüm yaşamı boyunca eksiksizce uygulamalıdır. |
 |
Sizi yaratmış, bu dünyaya yerleştirmiş, akıl ve beden sahibi kılmış olan Allah’a acaba gerektiği kadar yakın mısınız? O’na en son ne zaman dua ettiniz? Allah’a sadece birtakım sıkıntı ve belalarla karşılaşınca mı yalvarıyorsunuz? Yoksa O’nu sürekli anıyor musunuz? Dua ettiğinizde O’nun size çok yakın olduğunu, sizin fısıltıyla söylediğiniz veya içinizden geçirdiğiniz her sözü işittiğinin bilincinde misiniz? O’nun tüm insanların ve herşeyin Rabbi olduğunu, hayattaki en büyük dostunuzun ve dayanağınızın Allah olduğunu, herşeyi öncelikle Rabbimizden dilemeniz gerektiğini düşünüyor musunuz? |
 |
 |
Adalet denildiğinde herkes temelde aynı kavramları anlar ve bu kavramlar çoğu insan tarafından kabul görür. Bu, hiçbir farklılık gözetmeden tüm insanları kapsayan, insanlar arasındaki dil, din, ırk gibi tüm farklılıklara rağmen, imkanları hakka uygun bir biçimde paylaştıran, güçlülerin değil haklıların üstün olduğu bir dünya oluşturmayı hedefleyen bir adalettir.
İnsanları adaletten uzaklaştıran etken, prensipte kabul ettikleri bu adaleti, kendi çıkarları ile çatıştığında reddetmeleridir. Adaletin yeryüzünde gerçekten uygulanabilmesi için, insanlara, adalet uğruna kendi çıkarlarını bir kenara bıraktırabilecek bir ahlaka ihtiyaç vardır.
Bu ahlak, Allah'ın bizlere öğrettiği ve emrettiği Kuran ahlakıdır. Çünkü Kuran ahlakı, insanlar arasında hiçbir ayrım gözetmeden, sadece haktan ve doğrulardan yana, katıksız bir adaleti emretmektedir. Allah Nisa Suresi'nde inananlara, kendi aleyhlerinde dahi olsa adaletli davranmalarını şöyle emreder:
Ey iman edenler, kendiniz, anne-babanız ve yakınlarınız aleyhine bile olsa, Allah için şahidler olarak adaleti ayakta tutun. (Onlar) ister zengin olsun, ister fakir olsun; çünkü Allah onlara daha yakındır. Öyleyse adaletten dönüp heva (tutkuları)nıza uymayın. Eğer dilinizi eğip büker (sözü geveler) ya da yüz çevirirseniz, Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır. (Nisa Suresi, 135)
Ayette de bildirildiği gibi, insanlar arasında hiçbir ayrım gözetmeden, sadece Allah rızası gözetilerek, Allah'tan korkarak sağlanan adalet gerçek adalettir.
Elinizdeki bu kitabın amacı da, Kuran'daki gerçek adaleti insanlara tarif etmektir. |
 |
 |
Bilim, Kuran’ın bildirdiği gerçeklere göre yönlendirildiği takdirde çok hızlı ilerler ve
insanlığa çok daha büyük hizmetler verebilir…
Allah Kuran’da insanları, göklerin, yerin, dağların, yıldızların, bitkilerin, tohumların, hayvanların, gece ile gündüzün meydana gelişinin, insanın kendi doğumunun, yağmurun ve yaratılmış daha birçok varlığın üzerinde düşünmeye ve bu varlıkları incelemeye çağırmaktadır. Bunları inceleyen insan ise tüm varlıklarda Allah’ın yaratış sanatını görecek, böylece kendisini ve tüm evreni yoktan
yaratan Rabbimizi tanıyabilecektir.
Evreni ve içindeki tüm varlıkları incelemenin ve Allah’ın yaratış sanatını keşfederek insanlığa açıklamanın yolu ise “bilim”dir. Dolayısıyla din, bilimi Allah’ın yaratışındaki detaylara ulaşmada bir yol olarak benimser ve bu nedenle bilimi teşvik eder. Din, bilimsel araştırmaları teşvik ettiği gibi, dinin bildirdiği gerçeklere göre yönlendirilen bilimsel araştırmalar da çok hızlı ve kesin sonuçlar getirir. Çünkü din, evrenin ve canlılığın nasıl var oldukları sorusuna en doğru ve en kesin cevabı veren tek kaynaktır.
İnsanların kesin olarak bilmeleri gereken bir gerçek vardır: Bilim ancak Allah’ın sonsuz kudretini, evrendeki yaratılış delillerini araştırma yönünde çalıştıkça doğru sonuçlara ulaşabilir. Ancak rotası doğru çizilirse, yani doğru yönlendirilirse bilimin gerçek amacına en kısa sürede ulaşması sağlanabilir. |
 |
 |
Allah bütün insanları bu dünya hayatında O'na kulluk etsinler diye yaratmıştır. Kulluk etmek isteyenler için de bir rehber olarak Kuran'ı indirmiştir:
(Bu Kur'an,) Ayetlerini, iyiden iyiye düşünsünler ve temiz akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. (Sad Suresi, 29)
Kuran yalnızca haramları ve helalleri kapsayan bir kitap değildir. İçinde güzel ahlakı, çeşitli insan karakterlerini, meydana gelebilecek tüm olay ve durumları, dünya hayatı ve ahiret hayatı ile ilgili bilgileri, Allah korkusu ve sevgisini, Allah rızasının nasıl kazanılacağını, kısacası Yaratan'ın yarattığına gönderdiği, gerekli olan tüm bilgiyi anlatan ve kıyamete kadar geçerli bir kitaptır.
Kuran bazılarının sandığı gibi sadece 1400 sene önceki olaylardan bahseden bir kitap değil, her dönemde karşılaşılan olayları ve bunun yanında dünya hayatını sona erdiren kıyamet gününü, ahireti öğreten bir kılavuzdur.
Kuran'ın, insanın hayatındaki önemini ve gerekliliğini farkeden müslümanın Allah'a gereği gibi kulluk etmesi ve bütün hayatını Kuran'a göre yaşaması için çok iyi bir Kuran bilgisine sahip olması gerekir.
Elinizdeki bu kitap, Allah'ı tanımayı, kulluk görevini eksiksiz yerine getirmeyi, bütün hayatını Kuran'a göre düzenlemeyi, Allah'ın rızasını, rahmetini ve cennetini kazanmayı hedef edinenlerin Kuran bilgilerini güçlendirmek amacıyla hazırlanmıştır. |
 |
 |
Kuran'da, insanlara; asil, mütevazi, güvenilir, şefkatli, merhametli, fedakar, hoşgörülü, adaletli, olgun, itidalli ve içli olmaları emredilir. Müslümanın görevi, kuşkusuz Allah'ın emrettiği bu üstün ahlakı en ince ayrıntısına kadar uygulamaktır.
Ancak unutulmamalıdır ki, bu ilahi ahlakı terk etmiş ve çarpık ahlak anlayışını benimsemiş olan kişiler de çoğunluktadır. İnsanın ruhundaki bencil tutku ve hırsların bir ürünü olan bu ahlak anlayışı, insanları; kibirli, bencil, alaycı, küstah, acımasız, kaba ve zalim olmaya yöneltmektedir. Müminler de bu sapkın anlayışın etkisinden tam anlamıyla kurtulmak için, son derece hassas ve dikkatli olmak zorundadırlar. Kendilerini sürekli tartmalı, cahiliye ahlakından tam anlamıyla uzaklaşıp Kuran ahlakını uygulamak için büyük bir dikkat göstermelidirler.
Okumakta olduğunuz kitap, bu çabasında Müslümana destek olmak, unutmaması gereken temel Kurani konuları aklında tutmasına yardım etmek için hazırlanmıştır. |
 |
 |
Akıl, Allah'ın samimi iman sahiplerine lütfettiği önemli bir nimettir. Kalbini Allah'a bağlamadan, O'na kulluk etmeden sadece akıllı olmak için çaba harcayan bir insan her ne yaparsa yapsın bu nimete ulaşamaz.
Bir insan akıl sahibi olmakla sadece dünya ve ahiret hayatının gerçek yüzünü anlamak ve ahiret için en güzel hazırlığı yapmakla kalmaz, aynı zamanda dünya hayatını, olabilecek en güzel şekilde yaşayabilme fırsatını elde etmiş olur. Çünkü akıllı insan, nimetleri en fazlasıyla takdir edebilen, güzelliklerden olabilecek en fazla zevki alan, neşenin, sevginin, dostluğun, sadakatin, güzel ahlakın ve insanın aklına gelip de özendiği her türlü meşru ve güzel duygunun en fazlasını, en derin şekilde tadabilen kimsedir.
Bu kitapta akıl ve akılsızlık, akıllı insanın kazançları ve akılsız insanın kayıpları anlatılmaktadır. İnsanın tüm hayatına hakim olan ve onu adım adım güzelliklere, nimetlere, huzura ve kurtuluşa götüren aklın, insan hayatına getirdiği konfor ortaya konmaktadır.
Kitapta anlatılanlar, bugüne kadar bildiğiniz akıl kavramını kökünden değiştirerek, hayatınıza bambaşka bir bakış açısı sunmaktadır. |
 |
 |
Kitabımızın kahramanı Emre, spor yapmaktan, kitap okumaktan ve özellikle hayvanlarla ilgilenmekten çok hoşlanan bir çocuktur. Emre’nin hoşlandığı başka bir konu da her sene bahar aylarında ailesiyle gittikleri kamptır.
Kamp yerinde Emre kimi zaman çok değişik insanlarla tanışıp dost olur kimi zaman da çok ilginç canlılar hakkında bilgi sahibi olur. Bu kamp döneminde ise kitabımızın diğer kahramanları olan Bay ve Bayan Kunduz ile tanışmıştır.
Çocuklar! Bu kitabı okuduğunuzda Emre ile birlikte siz de sevimli kunduzlar hakkında bilgi sahibi olacaksınız. Emre’nin yeni arkadaşlarının doğuştan gelen bir yetenekle zor ve karmaşık bir inşaat tasarımı yaptıklarını ve bunu büyük bir ustalıkla uyguladıklarını öğreneceksiniz.
Kunduzlar Emre’nin mühendis olan ablası gibi yıllarca okula gidip çalışmamışlardır. Ama ne yapacaklarını, insanların inşa ettiklerine benzer barajları nasıl yapacaklarını çok iyi bilmektedirler.
Peki bu mühendislik bilgisini ve yetenekleri onlara veren kimdir? Bu kitapta bu sorunun tek cevabı olduğunu da göreceksiniz.
Kunduzlara bütün bunları öğreten üstün bir güç vardır. Bu güç hepimizi yaratan Yüce Allah’a aittir. |
 |
 |
Kitapta bahsi geçen kule sizin bedeniniz, bu kulenin tepesindeki küçük oda (yani sizin dünyanız) ise beyninizdir. Kitap boyunca okuyacaklarınız, şimdiye kadar alışmış olduğunuz pek çok düşünce ve kavramla büyük olasılıkla ters düşecektir. Ancak burada anlatılanlar, felsefi bir görüş değil, bilimin ortaya koyduğu delillere dayanan somut bir gerçektir. Akıl ve mantıkla düşünüldüğünde bu gerçeğin reddedilmesi mümkün değildir. |
 |
 |
Dünyanın her neresine giderseniz gidin, genç yaşlı, kadın erkek demeden, karşınıza çıkan hemen her insanın çok yakından tanıdığı evrensel bir dil olduğunu görürsünüz. Belki de hayatları boyunca birbirlerini bir kez bile görmemiş olan bu kişiler, birbirlerinden kilometrelerce uzakta; farklı kültürlerin ve farklı inançların etkisi altında farklı yaşamlar sürmekte, farklı dillerde konuşmaktadırlar. Buna rağmen tümünün çok iyi bildiği, kimilerinin ise ihtiyaç duyduklarında kullandıkları ortak bir dil vardır: Bu dil, ’kötülüğün sessiz dili’dir... Bu, insanlara, açıkça yapamadıkları çirkin davranışları, açıkça söyleyemedikleri kötü sözleri, gizli yollarla birbirlerine ifade etmelerini sağlayan sinsi bir dildir. Kimi insanlar içlerindeki kötülüğü açıkça ortaya koymaktan çoğu zaman çekinirler. Çünkü bu tarz davranışların açıkça yapılması, çevrelerindeki insanlardan tepki almalarına ve menfaatlerinin zedelenmesine neden olabilir. Gizliden gizliye yapıldığında ise, çok ince ve detaylı yöntemler kullanılmasından dolayı ispat edilme riskinin büyük ölçüde ortadan kalktığına inanırlar. Gerçekten de bu sessiz dil ile söylenmek istenenler çok açık bir şekilde anlaşılır ama içerdiği kötülüklere dair ortada delil bırakmaz ve bu sebeple de ispatı pek mümkün olmaz. |
 |
 |
Yeryüzündeki canlı türlerinin her biri mucizevi özellikler ve hayranlık uyandıran yeteneklerle yaratılmışlardır. Tek bir canlı türü incelendiğinde dahi, Allah’ın ihtişamlı yaratışının yüzlerce delilini görmek mümkündür. Kuran’da bir ayette "Yeryüzünde hiçbir canlı ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki, sizin gibi ümmetler olmasın. Biz kitapta hiçbir şeyi noksan bırakmadık, sonra onlar Rablerine toplanacaklardır." (Enam Suresi, 38) şeklinde bildirilmektedir. Bu ayette dikkat çekilen kuşlar, üzerinde düşünülmesi ve incelenmesi gereken canlı topluluklarındandır. |
 |
 |
Komünizm, geçtiğimiz 20. yüzyıla damgasını vurmuş bir ideolojidir. Ama bu damga, sadece baskı, zulüm, kan ve gözyaşı doludur. Tarihçilerin hesaplamalarına göre, sadece bu ideoloji nedeniyle 20. yüzyıl boyunca 120 milyon insan öldürülmüştür. Bunlar, bir savaş sırasında cephede ölen askerler değil, komünist devletlerin kendi halklarının içinden öldürdükleri sivillerdir. 100 milyon erkek, kadın, yaşlı, küçük çocuk, bebek, sadece "komünizm" denen bu soğuk, katı, sert ve vahşi ideoloji nedeniyle yaşamını yitirmiştir. Dahası, komünist rejimler tarafından temel hak ve özgürlüklerinden yoksun bırakılan, göçe zorlanan, sistemli olarak kıtlıkla yüz yüze getirilen, hapsedilen, çalışma kamplarında köle olarak kullanılan on milyonlarca insan vardır. Milyonlarca insan da komünist gerilla gruplarının, terör örgütlerinin kurşunlarına hedef olmuş veya hedef olma korkusu altında yaşamıştır. |
 |
 |
Çin, 20. yüzyıla, İngiltere, Fransa, Almanya, Japonya ve Rusya gibi ülkelerin baskıları altında ezilmiş ve paramparça olmuş bir imparatorluğun kalıntıları üzerinde girdi. Ülkede imparatorluk rejimi yıkıldıktan sonra, on yıllar boyunca güçlü bir merkezi otorite kurulamadı. Ancak 1949 yılında iktidara gelen Komünist Parti ile birlikte, Çin kısa sürede büyük bir korku rejimine dönüştü. Bu dönüşüm sürecinde on milyonlarca insan söz konusu kanlı ideolojinin baskıcı ve totaliter uygulamaları nedeniyle hayatını kaybetti. İktidarını ancak şiddetle muhafaza edebilen ve komünizmin belki de en acımasız ve en vahşi uygulamasını yürürlüğe koyan Çin Komünist Partisi, tüm Çin halkı için tek tip bir yaşam ve düşünce tarzı belirledi. Bu dönem boyunca, komünist iktidarın kurallarına uymayanlar ise acımasızca yok edildi. Bugün görünürde komünizmin vahşi uygulamaları sona ermiştir. Artık insanlar kupon karşılığı yemek almıyor, tek tip giyinmeye zorlanmıyor, Mao’nun "küçük kırmızı kitabı"nı ezberlemedikleri için işkence görmüyorlar. Ancak komünist rejimin yeni dünya düzenine uyarlanan versiyonu tüm acımasızlığıyla hayatta.. |
 |
 |
Allah'ın insanlar için, yaratılışlarına en uygun olarak seçtiği din İslam dinidir. Allah, dinini insanların yaşayabilmesi için çok kolay kılmıştır. Din, insanların üzerindeki kısıtlayıcı ve sınırlayıcı, insanlara zorluk getiren tüm ağırlıkları kaldırır. İnsanın sadece sonsuz merhametli, şefkatli, bağışlayıcı, salih kulları için herşeyi hayırla yaratan, tüm gücün sahibi olan Allah'ın kendisi için belirlediği kadere teslim olmasını, herşeyde sadece O'nun rızasını arayarak O'na yönelmesini bildirir.
Peygamber Efendimiz de yanındaki Müslümanlara her zaman dini "kolaylaştırmayı" emretmiştir. O halde salih Müslümanlar bu emre itaat etmeli ve insanlara kolay olanı zor göstermenin vebalini yüklenmemelidirler. Peygamberimiz (sav)’in bu konuyla ilgili bir hadisi şöyledir: "Kolaylaştırın, güçleştirmeyin. Müjdeleyin, nefret ettirmeyin. Birbirinizle iyi geçinin, ihtilafa düşmeyin."
Bu kitapta, Peygamberimiz (sav)'in bu tavsiyesine uygun olarak, Allah'ın dininin yaşanmasının son derece kolay olduğu hatırlatılmaktadır. |
 |
 |
Dünyaya geldiğinizden bu yana koku ve tat alma duyularınızı kullanıyor, on binlerce kokuyu ve tadı hiçbir güçlük çekmeden algılayabiliyorsunuz. Çünkü bunu mümkün kılan harikulade sistemlere sahipsiniz. Koku ve tat alma duyularınız bir ömür boyu durup dinlenmeksizin, tek bir hata yapmaksızın sizin adınıza faaliyet gösterirler. Üstelik bunlar için herhangi bir bedel ödemediniz; böyle bir beceriyi elde etmek için hiçbir eğitim almadınız, özel bir çaba harcamadınız.
Konuyla ilgili tıp ve biyoloji kitaplarında, koku ve tat almamızı burnumuzun, dilimizin ve beynimizin varlığına borçlu olduğumuz yazar. Bu organlar aracılığıyla koku ve tat aldığımız elbette doğrudur. Peki dilimizin, burnumuzun ve beynimizin varlığını kime borçluyuz?
Çoğu insan burnu ile koku, dili ile tat aldığını bilmesinin yeterli olduğunu; bundan ötesinin kendisini ilgilendirmediğini düşünür. Oysa bu büyük bir hatadır. Şüphesiz, sahip olduğumuz herşey gibi, bu harika nimetleri de Alemlerin Rabbi olan Allah'a borçluyuz. Koku ve tat alma sistemleri incelenirse, bu kusursuz sistemlerin hayranlık uyandıran yaratılış delilleriyle dopdolu olduğu açıkça görülür. Bu kitabın amacı, bu sistemlerdeki yaratılış gerçeklerini ortaya koymak, Allah'ın sınırsız ilmini ve kudretini tefekkür etmeye, O'nun sayısız lütuflarını gereği gibi kavramaya yardımcı olmaktır. |
 |
 |
Tüm evrenin öldüğü, göğün yerin ve ikisi arasındaki herşeyin yok olduğu kıyamet günü ile mutlaka karşılaşacaksınız. O gün, sahip olduklarınızın, hatta kendi bedeninizin bile sizden uzaklaştığını görecek ve yepyeni bir yaratılışla diriltileceksiniz.
Sizi bekleyen sonsuz hayatta, bu dünyadaki ile karşılaştırılmayacak bir nimet, rahatlık ve huzur elde etmek için, Allah’ın sizlere henüz dünyada iken vermiş olduğu fırsatı değerlendirmelisiniz. Bunun için yapmanız gereken ise, Allah’a iman etmek, O’nun karşılıksız olarak vermiş olduğu nimetlere şükretmek ve ahiret gününün kesin bir gerçek olduğuna inanmaktır.
Bu kitap, günlük uğraşlardan ve gelip geçici isteklerden bir an olsun sıyrılmanızı sağlayıp, kesin bir gerçek olarak karşılaşacağınız kıyamet gününe karşı, o büyük ve zorlu gün gelip çatmadan önce sizi uyarmak için yazılmıştır. Bu uyarı önemli bir uyarıdır.
Çünkü böyle bir günün ve sonrasının varlığından gaflet içinde yaşayan insan, kıyamet günüyle başlayan ve sonsuza kadar süren bir azap içinde yaşayacaktır. |
 |
 |
Tarih boyunca pek çok insan dağların heybetli yapılarını, yıldızların ve Güneş’in büyüklüklerini kendi ilkel anlayışlarına göre yorumlamış; evrenin sonsuza kadar var olacağını zannetmişlerdir. Bu inanış çok tanrılı ve maddeci Yunan felsefelerinin, Sümer ve Mısır dinlerinin bel kemiğini oluşturmuştur. Böyle bir inanca sahip insanların büyük bir yanılgı içinde oldukları bizlere Kuran’da bildirilmiştir. Allah’ın Kuran’da verdiği haberlerden biri evrenin yaratıldığı ve bir sonunun olduğu gerçeğidir. Tüm insanlar ve canlılar gibi evrenin de bir ölümü vardır. Milyarlarca senedir işleyen kusursuz düzen herşeyi yaratan Rabbimizin eseridir ve bu düzen O’nun emriyle ve O’nun belirlediği bir zamanda görkemli bir şekilde son bulacaktır. |
 |
 |
Bunun yanı sıra Kuran'da geleceğe dair işaretler ve üzerinde düşünülmesi gereken bazı sırlar da yer alır. Bu sırlardan bazıları ise Kehf Suresi'ndedir.
Kehf Suresi, Peygamberimiz (sav)'in ve pek çok İslam aliminin dikkat çektiği bir suredir. Bu surede aktarılan Kehf ve Rakim Ehli'nde, Hz. Musa ve ilim sahibi kişi ile ilgili olaylarda ve Hz. Zülkarneyn kıssasında pek çok sırlar ve ahir zamana işaretler bulunmaktadır. Peygamberimiz (sav) de, Kehf Suresi'nin ahir zamanla bağlantısı bulunduğunu bildirmiştir. Bir hadiste "... kim onun (Deccal'in) cehenneminin belasına uğrarsa Allah'tan yardım dilesin ve Kehf Suresi'nin ilk ayetlerini okusun ki ateş İbrahim'e olduğu gibi bu ateş de o kimseye soğuk ve selamet olsun." şeklinde bildirilmiştir.
Kehf Suresi'nde, ahir zamanda çıkacak olan Deccal'den ve onun yeryüzüne yaymak istediği dinsizlik akımlarından korunmak ve insanlığa bela getirecek olan bu fitneye karşı mücadele edebilmek için gerekli işaretler, ayrıca Müslümanların alması gereken dersler bulunmaktadır. Peygamberimiz (sav)'in ahir zamanda bu sureyi okumayı tavsiye etmesi, bu duruma açık bir işarettir.
Bu kitabın yazılmasındaki amaç ise, ayetlerinde günümüze dair önemli işaretler bulunan Kehf Suresi üzerinde düşünmek, derin bir tefekkürle bu sırlara ulaşmak için çaba sarf etmek ve Peygamberimiz (sav)'in tavsiyesini tutmaktır. Dikkatle okuyanlar göreceklerdir ki, bu surede kıyamete yakın bir dönem olan ahir zamana, ahir zamanda yaygınlık kazanacak olan inkarcı sistemlerin uygulamalarına ve Allah'ın bu batıl sistemleri, hakkı göndererek darmadağın etmesine yönelik çok önemli işaretler bulunmaktadır.
Söz ettiğimiz bu dönem Allah'ın izniyle çok yakındır. Bu nedenle tüm Müslümanların Kehf Suresi üzerinde dikkatle düşünmeleri, her bir ayeti diğer Kuran ayetleri doğrultusunda incelemeleri ve akılda tutmaları son derece önemlidir. |
 |
 |
Biz onlara zulmetmedik, ancak onlar kendi nefislerine zulmettiler. Böylece Rabbinin emri geldiği zaman, Allah’ı bırakıp da taptıkları ilahları, onlara hiçbir şey sağlayamadı, ’helak ve kayıplarını’ artırmaktan başka bir işe yaramadı. (Hud Suresi, 100-101)
Korkunç bir tufanla sulara gömülen Nuh Kavmi... Kesilmek bilmeyen bir kum fırtınası ile üzerleri örtülen Ad kavmi... Lavlarla ve depremle yeryüzünden silinen eşcinsel Lut kavmi... Firavun’un denizde yok olan ordusu... Ve inkarları nedeniyle Allah'ın yeryüzünden sildiği daha pek çok eski toplum...
Bu kitap Kuran'da anlatılan bu kavimlerin nasıl helak olduklarını inceliyor.
Bu kavimlerin günümüze ulaşan arkeolojik kalıntılarını, belgelerle gözler önüne seriyor...
|
|